22 Ocak 2012 Pazar

Bir Gün, Saf ve Düşünceli Romancı, Siddhartha

Dolu dolu bir hafta daha geride kalmak üzere yine. Geçtiğimiz iki hafta içerisinde okuduğum üç kitaptan kısaca bahsetmek istiyorum.

Ayşe Kulin'in Bir Gün kitabı kendisinden okuduğum ikinci kitap. Uzun zaman önce okuduğum Sevdalinka'yı çok beğenmiştim. İki çocukluk arkadaşının - biri gazeteci, diğeri siyasi mahkum - öyküsünü anlatan kitabın dili oldukça sade ve gayet rahat okunabilir bir şekilde yazılmış. İşlenen konuların önemli bir kısmında derinlik yakalayamadığım için ısınamadım kitaba. Ayrıcabazı kısımlarının didaktik bir şekilde verilmesi (ya da bana öyle geldi!) kitabın mesaj kaygısı taşıdığını hissettirdi bana. Ayşe Kulin'in, popüler konulardan ziyade tarihi konu ve mekanların hakim olduğu kitaplarında daha başarılıdır diye tahmin yürütüyorum Sevdalinka'ya dayanarak. Yine de geçen yılki kitap fuarı esnasında yazdığımı öğrenince Bir gün okuruz umarım! diyerek bana cesaret veren yazarımızı büyük bir saygıyla selamlıyorum ;)

Orhan Pamuk'un Saf ve Düşünceli Romancı'sını okudum ve tek kelimeyle bayıldım. Ciddi bir okuma ve/veya yazma sürecinde olan herkese çok rahat bir şekilde de tavsiye ediyorum. Her bölümünde ayrı etkilendim ve çoğu zaman yazma sürecinde kendimi hem saf hem de düşünceli olarak hissettiğim için şanslı ve mutlu hissettim. Ciddi okurların ve yazma hevesi olanların mutlaka okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Kitap, belki de yazma aşamasında olduğum için bana bu kadar faydalı görünmüştür ama yine de en ince Pamuk kitabı olması hasebiyle kütüphanelerimizde bulundurmamız gereken fırsat. Yazarlıkla ilgili öyle ipuçları var ki Pamuk, yazarlar loncasından atılmam umarım diyor kitabında! Altını çizdiğim o kadar çok yer var ki, bir başka yazıda paylaşmayı düşünüyorum bir kısmını.

En son okuduğum kitap Nobel ödüllü yazar Hermann Hesse'nin Siddhartha'sı. Daha önce yüksek lisans dersimdeki ödevim gereği olarak okuduğum Bozkırkurdu, beni çok şaşırtmıştı. Şaşkınlığımın daha çok Alman Edebiyatı'nın bu önemli yazarı hakkında neredeyse hiçbir fikrim olmayışından geldiğini şimdi anlıyorum. Fakat Siddhartha'yı okuduktan sonra yazarın dilini ve üslubunu daha çok beğendiğimi ve sıcak bulduğumu söylemeliyim. Bunda Bozkırkurdu kitabını İngilizce okumamın etkisi büyük (En kısa sürede Türkçe'sini de okumalıyım). Fakat şimdi Türkçe olarak bir başka kitabını okuyunca belki de Doğu'yu anlattığı için daha bir sıcak ve 'doğulu' geldi yazını bana. Bu durumu ifade etmekte zorlanıyorum. Hesse'yi bilenler ne dediğimi anlamıştır umarım. Yazımı en az bir Hesse kitabı okunması gerektiği düşüncemi paylaşarak bitireyim.

Kitap dolu günler :)

15 Ocak 2012 Pazar

Bin Muhteşem Güneş

Khaled Hosseini'nin beyazperdeye de uyarlanan "Uçurtma Avcısı" kitabını beğenerek okumuş, filmini de beğenmiştim. Hatta bu kitabı okuduklarım arasında özel bir yere koyarım çoğu kez. (Yazma sürecinde beni hareket geçiren kitaplar arasında oluşunu asla unutamam!)

Yazarın Everest Yayınları tarafından yayımlanan diğer eseri "Bin Muhteşem Güneş"in iyi bir kitap olduğuna inanıyordum fakat bu derece etkileyici olacağını -dürüst olmak gerekirse- düşünmüyordum. Kimi zaman son dönem Afgan tarihinde değişen koltuklar ile ilgili detaylar sıkıcı gelse de okuyucu olarak bunun eserin mevcut temasına zarar vermenin aksine kitaba güç kattığını görebiliyoruz. Nihayetinde kitabı bitirdikten sonra sadece yolları kesişen iki Afgan kızın/kadının hayat öyküleri değil aynı zamanda yaşadıkları sıkıntılara ev sahipliği yapan Kabil ve Afganistan da kalıyor akıllarımızda.

Yazarı yakından tanımak isteyenlere kişisel internet sitesini ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Özellikle video kısmı, yazarın yazma sürecine nasıl başladığını, hangi vakitlerde yazdığını, gelecek dönem projelerini, karakter seçimlerini, 'bayan' perspektifinden yazmasını ve okuyucu mektuplarını içeriyor. Videolar kısacık ama ilgilenenler için oldukça doyurucu. Yazarın aktif olarak doktorluk yaptığını da hatırlatmakta fayda var. Bakalım yeni kitapları nasıl olacak. Merakla beklemekteyim.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kaplanın Karısı

New York Times'ın "2011'in En İyi 10 Kitabı" arasında kendine yer bulan (Kurgu eserler arasında ilk 5'te) Kaplanın Karısı'nın kısa sürede Türkçe'ye çevrilmesi oldukça heyecan verici. Yazarı Téa Obreht'in henüz 25'inde olduğunu öğrendiğimde daha bir ilgiyle kitabı karıştırmaya ve yorumları okumaya başladım. Obreht, üzerinde neredeyse üç yıl çalıştığı kitabını doğup bir süre yaşadığı Balkanlar'da hem kendi hem de dedesinin öykü/masallarının üzerine kurgulamış. Büyülü Gerçekçilik akımı yazarları arasında haklı bir yer edinmiş GG Marquéz'in "Kolera Günlerinde Aşk" kitabından çok etkilendiğini söyleyen yazarın bu akımdan etkilendiğini kitabı okumaya başladığımız andan itibaren görmek mümkün.

Efsaneler, Balkanlar'ın o bize yakın halleri ve batıl inançları ile arka planda yer alan bir savaşın gölgesinde ilerleyen kitabın konusu ve kurgusundan ziyade Obreht'in neredeyse ustalara yakın yetkinlikte kullandığı dili etkiledi beni. Bir Garcia Marquéz hayranı olarak çok beğenerek okudum Kaplanın Karısı'nı. Can alıcı tasvirleri, Türk motifleri ve karakterleri, savaşın içinde fakat ondan uzakta yaşayan insanlarıyla sevdim kitabı. Bir yandan eski Yugoslavya'ya Natalia ile birlikte güzel bir yolculuk yaparken, öte yandan dedesinin anlattığı gerçek üstü öykülerde gezinmek oldukça keyifliydi. Bazen yavaş ilerlemesi sıkıcı gelebilse de, hatta Ölmez Adam, Natalia ve Kaplanın Karısı anlatılarından hangisinin baskın olduğuna karar veremesek de edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu söylemeliyim.

Téa Obreht
Yazarın ikinci kitabı nasıl olacak diye merakla beklemeye koyuldum şimdi. Kimileri yazarın bütün birikimini ilk kitabında kullandığını söylese de ben Obreht'in sabırla yazmaya devam ettiği sürece çoksatan listelerinde bir süre kalıp sonra kaybolanların aksine kalıcı eserler vereceğine inanıyorum. Bir diğer umut ettiğim nokta ise yazarın Balkanları yazmaya devam etmesi. Amerika'da yaşadığı için bu zor olabilir belki fakat çalışmalarıyla adından söz ettirmek istiyorsa bize Balkanları sunmaya devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Balkanlarla özdeşleşen büyülü gerçeklik akımına ait yazar olursa, ki bunun için önünde engel yok, uzun yıllar geçse de okunacak eserler vereceğine inanıyorum. Zaman gösterecek ve biz ikinci kitabıyla daha sağlıklı bir yorum yapma imkanına kavuşacağız.

Son olarak Siren Yayınları'na bu kitabı Türkçe'ye kazandırdığı için teşekkür etmek gerekiyor. Kitabın güzel bir şekilde çevrilmesini sağlayan genç çevirmen Merve Sevtap Ilgın'ın emeğine saygı olması açısından çevirenin ismini de küçük fontla da olsa ön kapakta görmek isterdim. Orijinal Amerikan baskısı kapağından daha güzel bir kapakla (Nazlım Dumlu) da yayımladıkları için kendilerini affettirmişler bir şekilde fakat yine de önümüzdeki zamanlarda iyi de olsa kötü de olsa çevirmenlerin isimlerinin kapakta verilmesinin daha uygun olacağını düşünmekteyim.

“Savaş var, nasılsa hepimiz ölebiliriz,” dersen söyleyecek söz bulamıyorlardı. Kendilerini sorumlu hissediyorlardı ve bizler onların suçluluk duygularından faydalanıyorduk, çünkü ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk.
Resim kaynakları: 1 - 2 - 3

5 Ocak 2012 Perşembe

Büyük Umutlar Mini-Dizi (BBC Uyarlaması)

Pip, Estella ve Miss Havisham
BBC tarafından üç bölüm halinde hazırlanan Charles Dickens'ın unutulmaz eseri Büyük Umutlar (Great Expectations) nihayet ekranlarda boy gösterdi, kendi payıma da bir an önce bu seriyi izlemek düştü. En sevdiğim yazarlar arasında uzun zamandır ön sıralardaki yerini kaptırmayan Dickens'ın bendeki yeri bu dizi sayesinde tekrar pekişmiş oldu! Öncelikle BBC'nin gerek kostümler, gerek dekorlar, gerekse fonda kullanılan keman ve piyano ağırlıklı melankolik-duygusal müzikler çok başarılı olduğu için tebrik edilmesi gerekiyor. Sırf bunun için izlenmeli bu seri. Kendi adıma çok beğendiğimi ve beni Büyük Umutlar'ı ilk okuduğum zamanlara götürdüğünü söylemeliyim.

Senaryo konusuna gelecek olursak...

3 Ocak 2012 Salı

Kediler Güzel Uyanır

2011'de başlayıp ara ara okuduğum, sonrasında gaza basıp 2012'de ilk bitirdiğim kitap olan Kediler Güzel Uyanır o kadar samimi ve içten öykülerle dolu ki kahramanların neredeyse tamamı tanıdık geliyor insana.

Bu, bir anlamda yazarın toplumun her kesiminden farklı yüzlere başarılı bir şekilde öykülerinde yer vermesinden kaynaklanıyor. Bu gerçeğin bizi ulaştırdığı bir başka hakikat ise yazarın 'bizi' iyi tanıması ve farklı durumların beraberinde getirdiği duygulara güçlü dil kullanımıyla tercüman olması.

Kitaptaki öyküler arasında en çok beğendiklerim (kitaptaki sıralamaya göre): Salyangoz, Kim Önce Kırpacak Gözünü?, Pazar Günü, Hayır!, Geometri, Matruşka ve Mektup.

Salyangoz öyküsündeki 'kavun' için yazara ayrıca teşekkür etmem gerekiyor. Zira o kavun sayesinde üzerinde çalıştığım karalamaları toparlama konusunda bana yardımı dokunacak farklı düşüncelerle dolup taştı zihnim. Okura ilham veren bir kitaptan bahsediyorsak gerisi teferruat bence. Yine de Geometri ve Matruşka'ya ayrı parantez açıp mutlaka ama mutlaka okuyun diyerek bol bol altı çizili cümlelerle dolu kitaptan iki alıntıyla yazımı noktalamak istiyorum.

Her cellat önce kendisinin katilidir.
Değil mi ki rüyalar, gün boyu sakatlanan zihinlerimizin koltuk değnekleri.

2 Ocak 2012 Pazartesi

2011'den 2012'ye

Yeni yılın en sevdiğim yönü geçen bir yıl içinde neler yaptıklarımızı düşündürmesi ve tabi ki önümüzdeki yıl yapacaklarımız için yeni plan ve umut sahibi olmamız. Bundan ötürü mini bir özet geçerek 2011 ve 2012'ye değinmek istiyorum.

2011 kişisel ve mesleki anlamda güzel bir yıl olsa da yıl içerisindeki ulusal ve uluslararası felaketlerle hatırlayacağımız bir yıl olacak. Kendi adıma yüksek lisansımı tam zamanında bitirdiğim ve doktora için de burs kazandığım için mutluyum. Yüksek lisans telaşından ötürü sadece iki ay çalışabildiğim keman çalışmam yarım kalsa da en kısa sürede devam etmeyi planlıyorum. Onun dışında en büyük adım yeniden yazmaya geri dönüşüm oldu. Eylül ayından bu yana aralıksız olarak her hafta yazmaya nitelikli zaman ayırdım. Özellikle Kasım ve Aralık ayında ayırdığım zaman çok arttı ve üzerinde çalıştığım kitabı en geç Mayıs ayında bitirmeyi planlıyorum. Bunda hem twitter hem de blogumun katkısını çok gördüm. Bloglar ve edebiyatla ilgili tvitler beni sürekli motive ediyor ve yoldan sapmamamı sağlıyor. Şu ana kadar geldiğim yerle ilgili olarak ayrı bir blog yazısı hazırlıyorum ve en kısa sürede paylaşacağım.

2012'de yazma tempomun aynı şekilde devam etmesini umuyorum.