27 Aralık 2011 Salı

"Mutlu olmak için yazıyorum"



Geçtiğimiz günlerde Orhan Pamuk’un, son kitabı Saf ve Düşünceli Romancı’nın tanıtımı için Brezilya, Şili, Uruguay ve Arjantin’de bir dizi etkinliklere katıldığını hep birlikte edebiyat sitelerinden takip ettik. Dün, Arjantinli bir dosttan aldığım bilgiyle interneti tarayıp Arjantin’in günlük gazetelerinden Pagina/12’yi bulup, her Cumartesi yayınlandığını öğrendiğim kültür-sanat eki Radar’a ulaşınca “Gerçek mutluluk arayışında” başlıklı Orhan Pamuk röportajı karşıma çıktı! İspanyolca anlama becerime de katkısı olsun diye ilk olarak orijinal dilde göz attığım yazıyı Google vasıtasıyla İngilizce’ye çevirip okudum.

Pamuk’un Vargas Llosa gibi Nobel ödüllü bir yazar olup politikayla daha çok bağlantılı olduğundan bahsedilerek giriş yapılan yazıda, okuyuculara Pamuk’un Ermeni meselesiyle ilgili konuşmasından ötürü ülkemizde nefret edildiği ve birden fazla kez tehdit edildiği anlatılıyor. Buna rağmen Pamuk’un Doğu ve Batı edebiyatı arasında eşsiz bir köprü görevi gören doğup büyüdüğü yerde yaşamaya devam ettiği bilgisi veriliyor.

“Modern Hayatın Ressamı” şeklinde bir tanımlamayla resim çizme tutkusunun ele alındığı bölümde Orhan Pamuk’a “Resim çizseydiniz başarılı olur muydunuz?” sorusu yöneltilmiş.  Pamuk da bu soruya “Bu konuda çok düşündüm, sanırım öyle bir durumda mutlu olurdum. Çünkü şarkı söylediğimde ya da resim yaptığımda duşta gibiyim. Fakat duşun altında bir roman yazmak imkânsız, çünkü oturup kelimelerle çalışmalısınız” demiş. “Yazarken müzik bile dinleyemem!” diye eklemeyi de unutmamış.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Sherlock Holmes: Gölgeler Oyunu

Polisiye türünde yazılan eserlerin çoğuna haklı bir şekilde ilham vermiş ve vermeye devam eden Sir Arthur Conan Doyle’un ünlü dedektif karakteri Sherlock Holmes’un ikinci filmi olan Gölgeler Oyunu’nu izledim geçtiğimiz günlerde. Doyle’un ‘Son Görev’ kitabından uyarlanan film Sherlock Holmes’un beyazperdeye kendine özgü karakteriyle başarılı bir şekilde yansıtılmasını sağlamakla kalmamış, Holmes hayranlarının beklentisine cevap verecek şekilde yer yer kafa karıştıran ama eninde sonunda çözüme kavuşturulan olaylar zinciriyle sunulmuş.
Sherlock Holmes, Londra Metrosunda
Robert Downey Jr ve Jude Law performanslarıyla göz doldururken

23 Aralık 2011 Cuma

Sinek Isırıklarının Müellifi

Çağdaş Türk edebiyatında hatırı sayılır bir yer edindiğini duymuştum Barış Bıçakçı’nın. Buna rağmen son kitabı olan Sinek Isırıklarının Müellifi, aynı zamanda okuduğum ilk kitabı. Diğer eserlerini okumadığım için bu kitap üzerinden yorum yapıyorum, yazarı daha iyi tanıyanlar veya kendisiyle tanışmak isteyenler de yorumlarıyla katkıda bulunabilirler.
Yazarın berrak bir Türkçe ile yazışı ve yazarken konuşma dilindeki esnekliği yakalamışçasına çizdiği sınırların içerisinde rahatça dolanmasıyla okuyucuyu da işin içine katmayı başarıyor ve hep birlikte Cemil’in macerasını ilgiyle takip etmemizi sağlıyor. Gündelik yaşamdaki dikkate değmeyen hatta sıkıcı ayrıntıların düşündüğümüzden daha önemli olabileceğini de gösteriyor Bıçakçı. Yazdığı eserin yayınlanmasını bekleyen Cemil’in editörle iletişime geçtiğinde söylediği sözleriyle bunu (“Yazmak bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlamsız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir.”) yapmakla kalmıyor, dile de getiriyor.
Yazmayı sevenler ve yazmaya başlayanlar için de katkılarının olacağını düşündüğüm kitapta Cemil sayesinde

21 Aralık 2011 Çarşamba

Hakkımda 7 Gerçek

Sevgili cimcime, beni etiketlemiş ve hakkımda yazmam gereken 7 gerçeği açıklamakla ödüllendirmiş!

Listesinde kendime ikinci sırada yer bulduğum için tekrar teşekkür ediyorum kendisine.

Güzel paylaşımlarını http://kitapeylemi.blogspot.com/ 'dan takip edebilirsiniz.

Bir şeyleri başarmak adına karalama içerisinde olduğum şu süreçte kendimden bahsetmeyi pek sevmiyorum fakat mimlendik bir kere... Yazmamak da ayıp olur sanırım  :)

1. Seyahat etmeyi çok severim. Özellikle yeni bir yeri tek başıma gezip keşfetmek hoşuma gider. Kendi şehrimde de fırsat buldukça yeni keşifler yaparım. (15 günde 3600 km mesafe kat etmişliğim vardır :))

2. Diyarbakır (memleketim) ve İstanbul (sebep gerekir mi?) dışında özlediğim tek şehir New York City'dir (şimdilik). Doğa sevdalısı biri için fazla tuhaf bir seçim ama seviyorum işte.

3. Profilimde de yazdığı gibi okuyarak gezmeyi, yazarak düşünmeyi seviyorum. Bunları yaparken çikolata ve çay olursa hayat bana güzel.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Genç Werther'in Acıları

Uzun zaman önce okuduğum Goethe'nin Werther'ini üzerinde çalıştığım karalamalar için yeniden okuyup hatırlamam gerekti ve bir solukta okudum. Özellikle 2000li yıllarda basılan kitaplardan sıkılanların veya çıkan yeni kitapları birbiri ardına okuyanların bir kaç yüzyıl gerideki eserleri okumasını tavsiye ederim. Müthiş bir zihinsel dönüşüme vesile oluyor zira.

Genç Werther'in Acıları'nın İş Bankası Kültür yayınları baskısından okudum ve gerek fiziki gerekse çeviri anlamında bir sıkıntıyla karşılaşmadım. Goethe'nin 25 yaşında yazdığı ilk romanı olan kitap yeni yerleştiği kasabada evlenmek üzere olan bir kadına (Lotte) aşık olan Werther'in mektuplarını konu ediniyor. 18. yüzyılın son çeyreğine girilirken basılan kitap bir dönem Avrupa'da intihar salgınına da sebep olmuş.

11 Aralık 2011 Pazar

Ser Çava *

"Yangın Var" filmini sinemalarda gösterime girdiği ilk gün izleme fırsatı buldum. Bunda film gösterime girmeden önce şehrin muhtelif alanlarındaki bilbordlar vasıtasıyla yapılan tanıtımının etkisi büyüktü. İçeriğini öğrendiğimde ise ilgim ve beklentim daha da arttı ve bunun sonucunda arkadaşları kollarından tutup sinemaya götürdüm!

Film, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin Karadenizde itfaiye aracına ihtiyaç duyan bir beldeye hibe ettiği itfaiye aracı çevresinde gelişip şekilleniyor. Karadenizli Koşman'ın (Osman Sonant) güneydoğuya, Diyarbakırlı Asya'nın (Nesrin Cavadzade) ise kuzeybatıya yolculuğunun hikayesinin anlatıldığı filmde Selvi Boylum Al Yazmalım'a da göndermelerde bulunuyor.

Öncelikle yol hikayelerini seven ve bu öyküleri konu edinen filmlere sempatim olduğu için bu filme ısındığımı söyleyeyim. İkinci olarak

6 Aralık 2011 Salı

Yazmaktan Vazgeçme!

William Golding'in Sineklerin Tanrısı kitabını bitirdikten sonra yaşadığım şaşkınlık kitabın derinliklerinden çıkıp yüzüme çarpan o sinsi ruhumuz olduğu kadar Golding'in böyle bir konuyu sunma tarzıydı. Orijinalinden okuduğum için dil açısından biraz zorlandığımı söylemeliyim fakat bu romanın gözümde daha mistik görünmesini sağladı! Aslında bu kitaptan bahsetme sebebim geçen gün denk geldiğim reddedilen yazarlar seçkisi. Radikal'in geçen Cuma günü kitap ekinde benzer bir konu işlenmiş ve yayınevlerinin reddettiği meşhur yazarlara verdikleri cevaplar yer almıştı. Şurada ise bir şekilde sürekli reddedilen 50 yazarın listesi var.

William Golding'in Sineklerin Tanrısı tam olarak 20 kez reddedilmiş. İnsanı hayrette bırakan bir rakam bu. James Joyce'un Ulysses'i ise

2 Aralık 2011 Cuma

Bir 'Adele' Yazısı

Bilirsiniz. Zaman zaman müzik listelerinin ilk sıralarında tanımadığımız şarkıcılarla karşılaşır ve kendilerini popüler yapan hit parçasını dinleyerek kendimizden geçeriz. Fakat bu şarkıcılardan bir kısmı ne yazık ki sanatçılığa terfi edemeden o listelerdeki sıralarda önce gerilere kayar, sonra da bir daha yer bulamazlar. Chasing Pavements’ı ilk dinlediğimde listeleri alt üst eden bir parça olmasa da hatırı sayılır bir başarı elde etmişti. Adele ile ilk tanışmamızda bu şekilde gerçekleşmiş, üstüne de şarkının videosunu izlediğim zaman daha bir beğenmiştim kendisini. Zira müzik dünyasının estetik yargılarına aldırmadan rahatlıkla performans sergileyen bu kadına içten içe hayranlık beslememek ne mümkündü! Sonra bir yıl geçti ve ikinci albümünde de aynı performansı gösterip gösteremeyeceği merakla beklenen Adele kozasından çıkıp büyük başarılara önce göz kırptı, sonra yürüdü, şimdilerde ise kanat çırparak uçuyor.

Adele’in büyük ses getirmesinin en temel sebebi

1 Aralık 2011 Perşembe

Kentsel ve Sosyal Dokuz Dönüşüm

Coşkun Aral
Geçen gün tadını çıkararak gezdiğim "Usta Gözlerden Kentsel ve Sosyal Dokuz Dönüşüm" fotoğraf sergisinden bahsetmek istiyorum kısaca. Ahmet Güneştekin, Coşkun Aral, Ersin Alok, Faruk Akbaş, İbrahim Demirel, İbrahim Zaman, İzzet Keribar, Sabri Özdemir ve Yakup Yener'in Güneydoğu karelerini sergileyen çalışmada dokuz şehirden örnekler mevcut. Beni en çok şaşırtan Kilis oldu. Bu kadar zengin bir kentsel mimariye sahip olduğunu düşünmemiştim. Eski sokakları ve insan manzaralarıyla en çok etkilendiğim karelere sahipti. Faruk Akbaş'ın